www.ilgazlilar.com Ilgaz'ın Gerçek Haber Sitesi Üye Olmak İstiyorum - Şifremi Öğrenmek İstiyorum
Ilgaz Menü
Ilgaz'dan Haberler
Ilgaz Paylaşım Merkezi
Ilgaz Resimleri
Türbeler
Ilgaz Lakapları
Şehit Mehmet Çavuş
Ilgazlı Hacıbaba
Kurtuluş Savaşı Kahramanları
Ilgaz Tarihi
Ilgaz Şiirleri
Hancı Halil Ağa
Ilgaz'da Tarihi Yerler
Ilgaz'da Gelenekler
Derbent Şehitleri
Ilgaz'da Yöresel Kıyafet
Ilgaz'da Geçim Ve Nüfus
7 Kurban (Hacat) Şeyhyunus
Ilgaz Coğrafyası
Ilgaz Dağı Özellikleri

İstatistikler [ilgazlilar.com]
IP Adresiniz : 93.89.225.254
Toplam Üye : 2825
Son Üyemiz : Batuhan_Erkan
Aktif Üyeler :
Aktif Kişi : 8
Aktif Üyeler : 0
Bugün Tekil : 1
Bugün Çoğul : 96
Toplam Tekil : 502
Toplam Çoğul : 261554


Ilgaz'dan Nostalji Rüzgarı

 Abdullah Çayır
Abdulkadir Çiyan

Ahmet Çavdar

Ahmet Yorulmaz

Arif Atik

Bedrettin Danacı
Eşref Atik
Feridun Uyar
Feyzullah Karakaş
Fikret Avcı

Güner Demirkıran

Halil Gün

Halil Kara
Haluk Tıkır
Hasan Akyazı
Hasan Bulamaççı
Hasan Kayaoğlu
Hayretin Yavan
Hicret Saraç
Hüdaverdi Atik
İsa Sertel
İsmail Akbak
Kadir Sakarya
Kamil Bekçi
Kamil Çiyan
Kemal Yalçın
Koray Karakaya
Mehmet Eskici
Mehmet Özgül
Mehmet Uzgören
Mevlüt Çankaya
Muharrem Lafçı
Mustafa Bostancı
Mustafa Özal
Nazım Çobanoğlu
Nihat İkier
Ramazan Sarıkaya
Recep Demirtaş
Rıdvan Bilge Sertel
Safiye Gürbüz
Satılmış Kaptan
Şengül Yazıcı
Vedat Savaş
Vedat Yazıcı
Yasin Maşacıoğlu
Yılmaz Tıkır



Şehit Mehmet Çavuş

ŞEHİT MEHMET ÇAVUŞ’UN HİKÂYESİ

 
Komutanlardan Karatekin1084 tarihinde, Çankırı’ya gelince Türkmen tayfasından bir boyu buralara yerleştiriyor. Bilhassa Azerbaycan’dan getirdiği Türkmenlere Ilgaz Dağının güzelliklerinde iyi yerler veriyor.
Apsarı köyüne konan Azerbaycan Türkleri kısa sürede çoğalıyorlar, bir kısmı Korgun (Kargın), bir kısmı da Kıyısın (Kızılsın) köylerini koruyorlar.
Mehmet Çavuşun sata soyları Azerbaycan’dan ilk yerleşen kafiledendir. Bunlara Alapangil soyu denilmektedir.
Alapangil’lerden Osman Oğulları yada Kezban Oğulları adıyla tanınırlar.
Osman’ın üç oğlundan en büyüğü olan Kadir’in oğlu Mustafa (Hicri 1259-1329) nın eşi Ayşe’den Mehmet Çavuş dünyaya geliyor.(Hicri-1291. Miladi-1876)
Mehmet Çavuş, Balkan şavaşına gitmeden önce kızı Fatma ( Miladi-1911) doğuyor. Sonra Sefer ÖZGÜR (Kara Molla) (Miladi-1913) doğuyor.
Mehmet Çavuş oğlu Sefer 6 aylık iken tekrar askere çağrılıyor.
Babasını, Anasını, eşini, Fatma ve Sefer’i bırakarak 3 ncü Orduya sevk ediliyor
Mehmet Çavuş Balkan savaşından bir süre kalıyor Askerlikte kaldığı süre boyunca başarısından ötürü Çavuş rütbesi alıyor ve bir manganın başına komutan oluyor.
Mehmet Çavuş 1912 de köyüne geri dönüyor. 1914 de Birinci Dünya savaşı başlıyor. 3 yaşındaki kızı Fatma, 6 aylık oğlu Sefer ve eşini köyünde bırakarak Kayseri Zincirlikuyu Askerlik Şubesine gitti, Kayseri’den doğudaki herhangi birliğe katılmak üzere Eylül 1914 tarihinde sevk edildi.
Eylül 1914 den Eylül 1918 tarihine kadar Mehmet çavuş nerde ne zaman bulundu bilinmiyor.
Nizamettin ONK
Iğdır’ın Kurtuluşu Çankırılı Şehit Mehmet Çavuş 2008 tarihli kitabı
 
 
MEHMET ÇAVUŞ ŞEHİTLİĞİ
Ermeniler tarafından işgal altındaki Iğdır’a 10 Kasım 1920 tarihinde Taarruzbaşlatıldı.
14 Kasım 1920 tarihinde şehre girişte Çankırılı Mehmet Çavuş şehit düştü.
Şehre girerken şehit olması nedeniyle yetkililer ve Iğdır halkı tarafından 1920 yılında anıt mezarı yapıldı.
1967 yılında anıt mezar genişletildi. 1997 yılında Iğdır Belediye Başkanlığınca yeni anıt yapılarak, çevresi park olarak düzenlendi.
Mehmet Çavuş: Çankırı ili Ilgaz ilçesi Kıyısın Köyünde 1291 yılında doğdu.        Babası Mustafa, annesi Ayşe’dir. Sefer ve Fatma isimlerinde iki çocuk babasıdır.
Iğdır ilinin ilk kurtuluş Şehidinin anıtında yukarıdaki yazılı şekilde kitabesi vardır.
Ilgaz kıyısın Köylü olan, Araştırmacı yazar Zeynel Kozanoğlu beyde köyündeki bu ayrılık hikâyesini Mart 2008 de şu şekilde yazmıştır.
Kahraman bir şehidin geride bıraktığı kızı ve oğluyla eşinin acıklı öyküsünü dinlemeye hazır mısınız?  
Bu öyküde sevda var, hasret var, gidip de gelmemek var, acı var ve de acımasızlık var. Kıskançlık var. Gözyaşı var, düş kırıklığı var.
Devletin yüksek yerlerinde oturan koca, koca adamların seksen yıla yayılan ‘’vurdumduymazlığı’’var.
Ilgaz’ın Kıyısın köyünde başlayan bu öyküde tam üççeyrek yüzyıl boyunca umut içinde asker yolu gözleyen bir çift yüreğin çırpınışı var.
Ve bu öyküde çığlık çığlığa sona eren iki uzun yaşamın kâğıt üzerinde işlenmiş görüntüsü var. Dinleyiniz…                                                Zeynel KOZANOĞLU
 
Sefer Özgür kara kuru bir genç adamdı. Ufak tefekti. Onu tanıdığımda köyde okulun ‘’hademe’’ siydi.
Bizde dördüncü veya beşinci sınıfta filandık. O günlerde birer imzamız olmasına pek heves ederdik. İleride büyük adamlar olacakmışız da, çok yerlere imza atacakmışız da, imza atmayı şimdi öğrenmeliymişiz de. Böylesi ham hayaller içinde biz köyümüzün ilkokulunda olmayacak bir geleceğe hazırlanmanın çırpınışı içindeydik.
Birde asker olmayı pek istediğimizden, askere gitmemize kaç yıl kaldığını Sefer enişteye hesap ettirirdik.
İkinci dünya savaşının bittiğini öğretmenimiz gözleri parlayarak sınıfta duyurduğunda, savaşın bizim büyümemizi beklemeden bitivermesine epey üzülmüştük.
Onun adını ederken niye ‘’enişte’’ dedim? Babamın halasının kızıyla evliydi. Köyde evleri yan yanaydı. Nazife halam gelin olurken evlerinden çıkarılmış, hemen bitişiğine Sefer eniştenin evine gelin gitmişti. Evde bir anacığı vardı. Kendisinden üç beş yaş büyük bir ablası vardı, o evlenip gitmişti.
Sefer enişte babasız büyümüştü. Tıpkı Nazife halam gibi. İki tarafta yoksuldu. Hatta köyde evlenecekleri duyulunca ‘’iki çoplak bir hamama yakışır’’ diyenler bile çıkmıştı. Lafın gelişi işte. Köyde kim diğerinden daha iyi durumdaydı ki?
Okulumuzun hademesi Sefer Özgür’ün köyde bir adı da ‘’Kara Molla’’ idi. Karalığı fazlaca esmerliğindendi. Mollalığı da okur-yazarlıkta iyi oluşundandı.
O zamanları okuma yazma bilen çok az kişi vardı. Öğretmenin yokluğunda bize öğretmenlik bile ederdi.
Biz çocuklar, günün birinde onun gibi olabilmeye can atardık. Köyde yağmur duasına çıkıldığında ya da düğünlerde dua bile okurdu. Hoca ilahi ederdi, hocayla birlikte söylerdi.
Okulda hepimizin gözdesiydi. Kimseyle tartıştığı görülmezdi. Kimse onun sesini dahi yükselttiğine bile tanık olamazdı. Zaten pek az konuşurdu.
Birde köyün gelen mektubunu o okurdu, muhtarlığın işlerini görürdü.
Köy yerinde nasıl böyle açık olabilmişti? Bunu kendisi anlatmıştı.
Ben okul çağında idim. Okulda ileri gelen bir öğrenci sayılırdım. Fakat ne çare ki, istediğim kitap, defter ve kalemi bulamazdım. Öksüzüm diye hayırseverler zekât verirlerdi. 1925 yılında ablam gelin oldu ve biz annemle kaldık.
Okulda öğretmenim İbrahim Hatipoğlu idi. Bu değerli hocamdan eski Türkçeyi okudum. Bana çok şey öğretti. Tam iki sene onun odasını temizledim, suyunu getirdim, sobasını yaktım. Bende onun sayesinde hiçbir şeye sıkılmadım. Fakat oda gitti. Bu kez Firdevs geldi, oda iki sene kaldı, onunla da iyi anlaştık. Her nereye giderse, beni almayınca gitmezdi.
Sene 1930, o zaman okuldan ayrıldım ve İstanbul’a gittim. 14 yaşımda idim. Esas yaşım buydu. Benim için hayat o zaman başladı.
Gözleri sanki daha derin çukurdaydı, birde kirpiklerinin dibine karaçalınmış gibiydi. O iki derin çukurun ötesinde kara, kara bakardı ve hemen hiç gülmezdi. Dudakları sım sıkı kapalı, hiçbir çocuğa kötü davranmaz, kimseyi kırmaz, ama kimseye de gülümsemezdi.
Sefer eniştenin babası niye yoktu?
Babasızlığın nedeniyle mi o öyle kara kavruktu?
O günlerde köyde bir çalkantı yaşandı. Neredeyse 30 yıl önce bizim köyden askere diye çıkıp giden Ali dün akşam evine dönmüş.
Biz böylece öğrendik ki, Sefer Özgün’ün babası Mehmet Çavuş, uzun yıllar önce köyden askere diye uğurlanmıştı.
Balkanlarda Bulgar çetecilerle omuz omuza savaştıktan sonra çavuş olmuş, köye dönmüş, aradan iki yıl bile geçmeden bu kez yine vatan hizmetine çağrılmıştı. O günlerde asker olan Ali, köye döndüğüne göre Sefer Özgün’ün babası nerede kalmıştı?
Bu Ali ertesi sabah köyden ayrıldığından kendisinden haber sorulamadı.
O gün oturdum. Epey zaman Ayşe teyzenin çığlık benzeri inleyişlerini izledim. Ve o günden sonra dikkat ettim, Ayşe teyze hep karşı yamaçtan köye inen yolu görecek biçimde otururdu. Ve ben gün geçtikçe emin oldum ki; O Mehmet Çavuşun yolunu gözlüyor.
Ayşe teyze de oğlu gibiydi. Gülmez, pek fazla söylemez, derdini başkalarına açmazdı.
Ama biz büyüdükçe onun derdini anlar hale geldik. Biricik çocuklarının babası Mehmet Çavuşu otuz yıl önce ‘askere’’ diye yollamış, bir daha da ondan haber alamamıştı.
Katlanılacak dert mi bu? Üç yaşındayken bırakıp gittiği kızı büyümüştü. Altı aylık bebekken bırakıp gittiği oğlu koca adam olmuştu. Onunla askere gidenler dönmüş gelmişler, onlarında çocukları da askerliklerini yapıp dönmüşlerdi. Yine de ‘adamında’ haber yoktu Ayşe teyzenin.
Sefer eniştenin de, Ayşe teyzenin de bildiği tek şey vardı: Kafkas Cephesi.
Ne demektir, Kafkas diye bir şey mi, bir yer mi var? Dünyanın neresinde nedir bu Kafkas dedikleri?
O yıllarda pek çok savaşlar oluyordu. Bir kimse askere giderse, kendi yurdunu, yuvasını korumak için gitmez mi? Bu Kafkas’ın bizimle ilgisi mi vardı?
Köye okul çok geç geldi. Sefer neredeyse artık koca çocuktu. Öyleyken öğretmen onu okula yazdı. Ancak çocuğun nüfus cüzdanı yoktu.
Öğretmen zararı yok dedi. Ben kasabaya bir gidişimde çıkartırım. Böylece ortaya çıktı ki, Mehmet Çavuş nüfus kayıtlarında canlı görünüyor.
Ana oğul, birde Fatma o gün bayram ettiler. Açlığı yoksulluğu unuttular. Evin içinde bir kalkıp oynamadıkları kaldı. O yaşıyordu ya, Allah’a şükürler olsun du. Bugün, yarın çıkar gelirdi. Bir yerlere takılmıştı anlaşılan. Takılıp kaldığı yerde ne kadar oyalanabilecekti ki?
Ama yıllar geçiyordu, Mehmet Çavuştan hala bir haber yoktu.
Bir sabah Ayşe kadın kapıda koyu renkli elbise giymiş adamlarla köy muhtarını görünce bacaklarına inme inmiş gibi oldu. Kötü bir haber mi alacaktı? Mehmedine bir şey mi olmuştu? Hayır! Evinin direğinden yeni bir haber yoktu. Ama içine bir ferahlık doğacakken yine içi acıdı.
Bu adamlar oğlunu almaya gelmişlerdi. Onu devlet okutacakmış. Devletin akıllı çocuklara ihtiyacı varmış. Avlunun ortasındaki yavrucuğunun üstüne kapanıverdi. Bir bağırdı, bir çağırdı, yırtınışıyla yeri göğü inletti.
Gelenlerden biri bak bacım, bu çocuk kaymakam olur, öğretmen olur demeye çalıştı ama Ayşe kadını kimse yatıştıramadı.
Çocuğumu alıp götürmeye çalışıyorlardı, kara tufolara gelesiceler.
Mehmet çavuşun çocukları bunca yıl ne yedi, ne içti? Ayşe kadın köyde konu komşuya yün eğirdi, yaz olunca ırgatlık etti, bulgur kaynatanlara yardımcı oldu.
Oğulcuğu okulda hademelik ederken o da karınca kararınca köy içinde çalıştı, çabaladı.
Fatma’yı köyden birine istediler, Sefer karşı çıktı ‘’Ana adam topal’’ dedi.          Ayşe kadın eli koynunda sayıklar gibi konuştu ‘’iyi ya işte,’’ dedi ‘’Askere almazlar, oturur çoluk çocuğun başında’’ Askerlikten gözü öyle yılmış ki, Sefer iki kez askere alındı, ikisin de de yandı, yandı kavruldu. Gece uykusu uyumadı ‘’Sefer, sefer’’ diye inledi.
Fatma kızı ağlaya, ağlaya gelin ettiler gitti. Birkaç çocuk yaptıktan sonra da, ne olduğu bilinmedi, öldü. O yıllarda bu şekilde ölümler öylesine olağandı ki, ana oğul ardı sıra ağladılar, Kader böyle imiş, ne söylesek boş’’ inancının içimize işlemişliğinden teselli buldular.
Köyde çiftten, çubuktan ekmeğini çıkaramayan gurbete koşuyor. Ankara’da başta Numune Hastanesi olmak üzere hastaneler, İstanbul’da tabakhane.
O yıllarda siz iş mi arıyorsunuz hemen ayağınızdaydı. Kara Molla köyde okulu bıraktı ve Ankara’da bir hastanede iş buldu.
Ayşe kadın köyden ayrılmadı ‘’ Mehmedim geliverirse onu kim karşılayacak?’’ dedi. Mehmedi köyden gideli 50 yıl oluyordu.
Yıllar yılları kovaladı. Gelini Nazife nur topu gibi bir oğlan dünyaya getirdi. Ayşe kadın ‘’Mehmedim geldi’’ diye sevindi. Bebeğin adını Mehmet koydular. Mehmet çavuşa hasret biraz olsun azalır mıydı ki?
 Ama azalmadı. Onun yeri başkaydı. Ayşe kadın ‘’Ah o şimdi olmalıydı’’ dedi durdu.
En çok merakı da mehmedinin yaşayıp yaşamadığı üzerineydi.
Bir yerlerde eğlenip kaldı da, kendilerini aramıyorsa ona hangi sözlerle ileneceğini kuruyordu içinden. Neler diye bilirdi ki başka?
Nüfusta canlı görünüyor ama kimin ne işine yarar? Sağlığı nasıl? Yaşı kaç oldu? Nerelerde, ne yiyip, içiyor? Bir yerlerde evlenip kaldı mı? Dağlarda kurda kuşa yem mi oldu? Hadi gelemiyor, iki satırlık bir mektup da mı yollayamaz? O da mı insanlıktan çıktı?
Torun Mehmet uzun yaşamadı. Günün birinde onu yitirdiler. Ayşe nine bir kez daha yıkıldı. ‘’Allah’ım Mehmetleri bana çok görüyor’’ dedi. Ama arkasından ağlamadı. Kimseyi de ağlatmadı. Çocuk öldüğünde arkasından ağlarsan öte dünyada sana yardımcı olamazmış dedi.
Köyde yalnız edemedi. Bağrına taş bastı. ‘’Allah’ım sen bana sabır ver’’ diye inleye, inleye Ankara’ya çocuğu Sefer’inin yanına gitti.
Köyden Ankara’ya taşınmak… Aile için sanki dünya değiştirmek gibi oldu. Ayşe ninenin acısını Ankara dindiremedi. Ankara’dayken de gözü hep kapılarda oldu.
Ankara ile hiç yüz yüze gelmeden, Ankara’da oturmayı sürdürdüler. Sadece akşam olduğu vakit Ankara’nın ışıklarını görüyorlardı. Birde oturdukları gecekondu semtinin arka kısmındaki h,iç ara vermeden geçen otomobilleri. Bunun dışında Ankara nedir bilmiyorlardı.
Hemen ertesi yıl gelini Nazife bir oğlan daha doğurdu. Bu kez bebeğe Mehmet Ali adını verdiler. Bu oğlan yaşadı. Ondan iki yıl sonrada doğan Şükrü de yaşadı. Mehmet Çavuşun iki erkek torunu birer adam olup işe güce koşuldular. Çoluk çocuğa karıştılar.
Sefer Özgün’ün Nezahet, Sebahat, Fatma ve Nesime isimlerinde kızları oldu, kızları da büyüyüp bir, bir evlendiler, onlarda çoluk çocuğa karıştılar.
Ayşe nine evdeydi, Nazife halam evdeydi. Biz Kıyısın köylüler artık köyümüzden koparak dört bir bucağa dağılmıştık.
Gönlümüz köyümüzde olmakla birlikte Kimimiz Ankara’da, İstanbul’da Torun Mehmet Ali Antalya’da Şükrü ise Ankara’da.
Mehmet Çavuşun gidişinin üzerinden 60 yıl geçti, Kimse Ayşe nineye Mehmedinde haber getirmedi. Asker kaçağı olarak bir kör kurşuna mı hedef olmuştu? Yoksa esir düşüp ta uzak diyarlara mı götürülmüştü? Gidip savaştığı yerlerde kadın kısmından birine mi tutulmuştu?
Ayşe nine 1980 yılında Mehmet çavuşun yolunu tam 65 yıl bekledikten sonra öldü. Mehmedin den hiçbir haber alamadan Mehmedine kavuştu.
Biricik yavrularının baba diyemeyişinin açısını duya, duya, yaşadı ve öylece öldü.
Oğul Sefer Özgür’ün çilesi henüz bitmemiş olmalıydı ki, o yaşadı. Evet, sefer eniştem çeyrek asır daha yaşadı. Anacığının ölümünden sonra da acı ve tatlı günler geçti.
Ve günülerden bir gün öyle büyük bir mutluluk onun kapısını çaldı ki, yaşlı ve yorgun kalbi duracak gibi oldu.
Gele, gele 2000 yılına gelmişlerdi. Torun Mehmet Ali günün birine ‘’Dedemin izini buldum baba’’ diye haykırarak geldiğinde 85 yaşını çoktan geçmiş babasının kırış, kırış yüzünde onun sevindiğini gösteren minicik bir izi boş yere aradı.
Babası Sefer sevinmeyi unutalı yıllar olmuştu. Gözleri de küçüle, küçüle neredeyse yok olmuş bu ‘’Pir-i Fani’’ nin yüzünü örten bembeyaz sakalının üstüne bir çift gözyaşı düşmüş müydü? Yoksa onamı öyle gelmişti? Kıvrılıp kaldığı döşeğinin içinden oğluna baktı ‘’Sen misin Mehmet Ali’’ dedi.
Mehmet Ali Özgür anlattı ki, adının içinde ‘’Ilgaz’’ sözcüğü bulunan bir işyerinin sahibiyle tanışmış.
Nereden nereye bu Ilgaz adı? Diye soracak olmuş. Biraz doğulu gibi, biraz Azeri gibi konuşan adam ‘’Ben Ilgazlıyım, Ilgaz’ın Kıyısın Köyündenim’’ demez mi?
Bizim Mehmet Ali, adam şaka ediyor sanmış. Sonra, sonra belirlemiş ki, karşısındaki duran adam gerçekten bizim köyden Birinci Dünya savaşının başladığı yıllarda askere alınan Ali onbaşı adlı birinin torunudur.
Adamın anlattığına göre Dedesi Ali Onbaşı Iğdır’da asker iken, savaş bitince orada kalmış, halkın sevgisini kazandığı için ona toprak vermişler, kız verip evlendirmişler. Nüfus kaydını Ilgaz’dan almadığı için de çocukları Ilgazlı gibi büyümüş. Kıyısını bilmeden kendilerini kıyısın’lı hissetmişler.
Ali Onbaşının torunu dedesini anlatırken Bizim Mehmet Ali’ye bir bilgi daha vermiş.
Iğdır’da kıyısın köyünden bir asker daha varmış. Onun adı da Mehmet Çavuşmuş.
İşte buna dayanılmazdı. Mehmet Ali Özgür hoplamamak için zor dayandı. Uzunca bir ‘’Eeeeeeee’’ çekerek dinlemeye devam etmiş. Adam anlatmış.
Bu Mehmet Çavuş Iğdır’ın Ermenilerden kurtarılışı sırasında şehit düşmüş.
Ve şehit Mehmet Çavuş şimdilerde Iğdır’ın sevdiği, saydığı bir kahraman imiş. Onun adına şehrin ortasına bir anıt dikilmiş. Bu anıtın bulunduğu alana da ‘’Şehit Mehmet Çavuş alanı’’ denilmiş. Her yıl 12 Kasımda buradaki anıt önünde kurtuluş töreni düzenlenirmiş.
Ve Mehmet Ali Özgür daha fazla dayanamayarak o benim dedem diye haykırdı.
Sefer Özgür’ün babasının izini bulması böyle oldu.
Bundan sonrası ise çorap söküğü gibi geldi. Iğdır’a mektup yazdılar. Iğdır’dan yanıt aldılar. Serhat Şehir Iğdır’ın yiğit insanları, Şehit Mehmet Çavuşu neredeyse bayrak edinmişler. Sefer Özgür le çocuklarını kurtuluş bayramı günlerinde Iğdır’a konuk ettiler.
Iğdırlılar Şehit Mehmet çavuşun oğlu ve iki torunu için deli divane oldular, konukları en güzel şekilde ağırladılar.
Sefer Özgür ‘’Keşke anam bugünü görebilseydi’’ diye ağladı.
Torun Mehmet Ali Iğdır’da geçirdikleri günler için şöyle dedi.
Iğdır’da kaldığımız süre boyunca hangi dükkâna girdiysek, gözümüzü kolladılar. Gözümüz neye ilişti ise hemen onu bize hediye etmeye kalkıştılar.
Iğdır’ımız Ağrı Dağını bağrında barındıran çileli Iğdır’ımız.
Birinci büyük savaşın bütün acılarını yaşadı. 1917 yılında beklenmedik bir biçimde Ermeni pençesi altına düştü. 3 yıl süren ölüm kalım ve zulüm kavgası sonunda Kazım Karabekir Paşa imdada yetişti. Paşanın kumandasındaki askerle Iğdırlılar el birliği ederek Iğdır’ı kurtardılar.
Bu arada ‘’Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatan’’ lar arasında Çankırı Ilgaz kıyısın köylü Mehmet Çavuşta vardı.
Tarih 12 Kasım 1920 idi. O gün bu gündür her kasım ayında Iğdır’da kurtuluş yıl dönümlerinde bayram havası yaşanıyor. Törenler Şehit Mehmet Çavuş anıtı önünde yapılıyor.
Sefer Özgür babası adına düzenlenen bu anıt önünde duasını ettikten sonra ‘’Allah’ım, bundan sonra hiçbir beklentim yok, huzur içinde ölebilirim’’ dedi. Ve gözlerinden sakalına doğru inen yaşlara da hiç engel olmaya kalkışmadı.
Iğdır’da Vali, belediye başkanı, garnizon komutanı, savcı ve daha başka yetkililer, kentin ileri gelenleri, esnaf, tüccar, gazeteci ve en önemlisi de öğretmenler. Şehit Mehmet Çavuşun anısına Oğlu Sefer enişte ile iki torununun etrafında adeta pervane oldular.
Iğdır’dan, ya da Iğdır dışında bir yerlerden, Mehmet çavuşun geçmişine eğilen yok. Şehit Mehmet Çavuş kimdir? Çankırılı olduğu bilindiğine göre hatta Çankırı’nın Ilgaz’ından olduğu bilindiğine göre.
‘’Köyünde oğuldan uşaktan kimi kimsesi var mıdır? Yok, mudur?’’ diye merak eden hiç kimse olmamış. Akıl alacak şey mi bu?
Yıllar yılları kovaladı. 50 yıl geçti, 80 yıl geçti. Aziz Şehidimizin nüfus kaydını bile düzeltmediler.
MERNİS’in ne olduğunu biliyoruz. Açıklamalı adı ‘’Merkez Nüfus Sistemi’’ oluyor. İşte Ilgaz Nüfus idaresi defterlerinden bir kayıt örneği.
Şaşkınlıktan küçük dilinizi sakın yutmayınız. Ve özellikle kişinin doğum yılına bakınız. ‘’Vatandaşlık Kimlik Numarası’’ nın hayatımıza 2005 yılında girdiğini hatırlayınız.
 
Adı: Mehmet
Soyadı: Özgür
Baba adı: Mustafa
Anne adı: Ayşe T.C. kimlik no: 29638374710
Evet, kimlik bilgilerini gözden geçirdiğimiz Mehmet Özgür 2005 yılında 130 yaşında olarak nüfus kayıtlarında ‘’Hayatta’’ görünüyor.
Bu Mehmet Özgür, 1920 yılında Iğdır’ın Ermenilerin elinden geri alınışı sırasında Şehit düşen Mehmet Çavuşun ta kendisidir.
Kimse darılmasın ama ortada akıl almaz bir vurdumduymazlık örneği var. İnsanın kanını donduran, insanı şaşkına çeviren bir uyurgezerlik örneği var. Bu olayda kim kusurludur, kimsenin kasdı ve garezi var mıdır? Bunu araştırmak için artık çok geçtir.
Biz burada ‘’Olacakla Öleceğin önüne geçilemiyor’’ diyelim ve susma hakkımızı kullanalım.
Aksi halde zülf-i yare dokunabileceğiz. Belki de bilmeden kusur işleyeceğiz. Hem şehidimizi tedirgin etmemek adına, hem de ‘’Geçmiş geçmişte kaldı’’ adına böylesi daha iyi.
Evet, gele, gele geldik bu öykünün sonuna….
Böylece bir eş, diğeri oğul olmak üzere iki yürek yandı da yandı.
O eş ki, köyde ‘’Ayşe gelin’’ diye anılırdı. Zamanla ‘’Ayşe kadın’’ oldu. Sonra ‘’Ayşe nine’’ haline geldi ve 1980 yılında ‘’kalbi kırık, bağrı yanık’’ halde bu dünyadan ayrıldı.
O oğul ki, köyde ‘’Sefer bebeyken’’ ‘’Sefer oğlan’’ oldu. Zamanla ‘’Sefer baba’’ ve ‘’Sefer dede’’ haline geldi.                                                                                       Ve Sefer Özgür, nam-ı diğer Kara Molla 30 Ocak 2006 yılında 92 yaşında öldü.
Bu acıklı öyküyü Ilgaz’ın Kıyısın Köyünden Zeynel KOZANOĞLU 2007 yılı biterken kaleme aldı.
Biraz, bu Facianın yaşanmasında kusuru olanlar okusun da utansınlar diye
Biraz, ülkemizde yetişen kuşaklar okusun da ibret alsın diye…
Biraz da Çankırı’mızın bu kahraman evladının adı gün ışığına çıksın da,                        bu yiğit insan unutulmaktan kurtulsun, diye
Bu öyküyü sonuna kadar okuyanlara selam olsun……
Bu aziz şehidimizin Köylüsü ve uzaktan akrabası olan Ahmet Dildar Bey anlatıyor bizlere.
Bu olay vukuu bulduğunda şahsım Köyümüzün İstanbul’daki dernek başkanıydım. Duyunca çok sevindim. Yıllardır baba hasretiyle içi içine sığmayan Sefer amca yı çok yakından tanıyan birisiyim.
Iğdır vali yardımcısı köyümüze geldi Sefer amca ve bizler çok heyecanlı idik.
Vali bey bizler ile Şehit Mehmet Çavuşun oğlunu ve yakınlarını, Iğdır’ın ilinin kurtuluş gününe davet etti.
Ve kasım ayı geldi hem sefer amcada hem de torunlarında büyük bir heyecan
Ilgaz’dan Serhat şehrimiz Iğdır’a yolculuk başladı. Çok heyecanlıydı Sefer Amca, dile kolay tam 80 yıl geçmiş aradan ama inanın 18 lik bir delikanlı gibiydi sefer amca 80 koca yılın yorgunluğu gitmiş yerine çakı gibi bir delikanlı gelmişti. Iğdır’a indiğimizde gözü kimseyi görmedi Sefer Amcanın, Bizi karşılayan insanlara ‘’hani nerede yatıyor babam’’ dedi.
Onlar da sefer amcaya dönerek o sadece senin baban değil bizimde babamız dediler heyecanını biliyorlardı.
Ve kabrinin bulunduğu alana geldik bir çırpıda iniverdi Sefer amca, hızlı adımlarla anıtın önüne geldi ve ellerini sema ya yükselterek şükürler olsun Ya Rabbi bu günleri de gördüm dedi. O anı hiç unutmam.
Sefer amcanın gözü ve kalbi babasına bir şey anlatmaya çalışıyordu bunu hissediyordum.
Bizleri çok sıcak karşılayan heyet yorgunsunuz dinlenin daha sonra tekrar geliriz dediler ama Sefer Amcanın bu söylenenleri duyması imkânsızdı.
Sefer amca babasına rahmetli anasının onu yıllarca beklediğini ve belki bir gün döner diye köyünü hiç terk etmediğini ve ömrünü yollara bakarak bitirdiğini anlatıyordu gözleri yaşlı bir şekilde hiç kelam etmiyor yarı tebessümle ağlıyordu.
Zor zahmet ayrıldı alandan. Ama defalarca omzunun üzerinden tekrar, tekrar baka, baka, babasına.
Törenler başladı bizler için protokol yerinde yer ayrılmıştı. Ama sefer amca yine durmuyordu ve bizlere tekrar ne zaman babasına gideceğimizi defalarca sordu. Tören alanı kalabalıklaştı Iğdır halkına Iğdır ilinin ilk şehidinin oğlu, torunları ve biz köylüleri tanıtıldı, Iğdır içinde çok önemli bir gündü burada bağırlarına bastıkları Şehit Mehmet çavuş un oğlu buradaydı ve kavuşma bitmişti.
Neyse törenler bitti. Ve Iğdır ilinin Mülki amirleri ile Şehit Mehmet Çavuş anıtına hareket edildi. Sefer Amcanın yine içine sığmıyordu tören tekrar başladı ama sefer amca bir an olsun babasının anıtından gözlerini ayırmıyordu söylenenleri duymuyor içinden babasına bir şeyler anlatıyordu. Anıttaki törende bitti ve bizleri önce
Iğdır Garnizon komutanlığına, Valiliğine ve Belediye başkanlığına sıra ile götürdüler ve ziyaretimiz bitti.
Dönüş günü yaklaşmıştı, Sefer amcaya bir hüzün çökmüştü. Ayrılık çok zordu Sefer amca için 80 yılda bulduğu babasından ayrılmak ona bir ölümdü sanki.
Yolculuk bitip köye döndüğümüzde o yaşlı sefer amca yine babasının karşısına çıktığı gibi dim dikti. Köydekilere yaşadığını anlatmaya çalıştı, gururluydu bizim Anadolu’da şehit evi demek gururdu sevinçti. Anasının yıllar yılı beklediği babasını şehit bulmuştu. Köyün halkının tamamına anlattı yaşadığını. Ve şöyle söyledi ‘’Yaşayacaklarımı yaşadım, gördüklerimi gördüm, bundan sonra hiç üzülmeyeceğim. Yüce Rabbim bu günleri de gösterdi bana. Bu benim gibi bir insana çok bile’’ dedi
Bu ara bizlere dönerek Allah’ım canımı sağ ederse seneye yine gidelim olur mu Ahmet dedi.
Ne söyle yelelim içindeki yılların fırtınası biraz dinmişti sefer amcanın ertesi yıl yine gittik Serhat şehir Iğdır’a yine aynı kavuşma yine aynı hüzün sefer amcayı bıraksan Iğdır’a orada ömrünü tamamlardı köye döndük ve torunlarına ve bizlere vasiyet etti oğul ben yaşlandım eğer bir gün ölürsem size vasiyetim olsun dedenize her yıl gidin dedi.
Sefer amcayı kaybettik.
İçimde bir yangın vardı Mehmet Çavuş köyümüzden yalnız çıkmamıştı sefere yanında Ali Onbaşıda vardı.
Neden Ali Onbaşı bu gerçek olanları köye geldiğinde anlatmamıştı. İçimdeki şüpheyi azaltmak için kendi imkânlarımla araştırma yaptım.
Mehmet Çavuşla Ali Onbaşı Iğdır’ın zulüm ve eziyetten kurtarılışında omuz omuza bulunmuş.
Burada bir açıklama yapmak istiyorum. O dönemdeki Çavuş şimdiki ordumuzun Yüzbaşı rütbesi ile eş değer onbaşı ise astsubaydır.
Iğdır halkı şehit düşen Mehmet Çavuşu bağrına basmış onunla savaşmaya gelen Ali Onbaşıyı da sahiplenmiş. Ali Onbaşıya gitme Iğdır’da kal diye ısrar etmişler.
Ali Onbaşı çok düşünmüş ve orada kalmaya karar vermiş. Birazda karar vermesinin sebebi olarak şahsım şöyle düşünmekteyim. Ali Onbaşı ve Mehmet Çavuş köyden birlikte çıktılar yola Mehmet Çavuş Şehit düştü. Kendisi köye dönüp nasıl söyleyecek Ayşe bacıya şehit olduğunu Mehmet Çavuşun.
 Kendi aklınca çok düşünmüştür Ali Onbaşı ne yapsın gelememiş işte.
Savaşta bitmiş ve orada kalmaya karar vermiş. Evlenmiş çelik çocuğa karışmış. Sonra bir gün köye gitmeye karar vermiş. Köye dönmüş ama Ayşe Anayla karşılaşmaktan utanmış ar etmiş ve bir gün dahi kalmadan baba ocağında geri dönmüş Iğdır’a
Sonraki yıllarda soyadı kanunu çıkmış ve Ali Onbaşı soyadı olarak ILGAZ ismini almış ve uzun bir süre Iğdır’da yaşamış.
Yaptığım araştırmada Ilgaz ismini bilmeyen yok bu serhat şehirde. Hatta ILGAZ ismini o kadar benimsemişler ki doğan yavrularına ILGAZ ismini vermişler.
Iğdır ili ile o kadar çok ortak yanımız var ki, Iğdır Sporun rengi Yeşil-Beyaz Bizim ilçemizdeki ve İstanbul’daki amatör takımımızın da renkleri Yeşil-Beyaz
Iğdır Ağrı Dağının eteklerinde bir kent, İlçemizde Ilgaz Dağlarının dibinde bir yer.
Iğdır belediye başkanını ve ailesini köyümüze davet ettik. Sağ olsun bizi kırmadı geldi köyümüzde kaldı Şehit Mehmet Çavuşun evini ziyaret etti, Sefer Amcanın kabri başında dua okudu.
O zaman anladık ki hakikaten Şehit Mehmet Çavuşa çok büyük bir saygı var.
Ben sizleri kutluyorum böyle bir yaşantıyı kaleme alıp hatırladığınız için. Belki şimdiki nesil bunun önemini hatırlamamakta ama onlarda ilerleyen zamanda bunu anlayacaklar ve Anadolu’nun her köyünde bir kahramanlık ve gerçek yaşanmış hikâye vardır bunu öğrenecekler.
Köyümüzde yaptığımız bu röportajda hem köyümüz Şehidini hatırladınız hem de bizi çok sağ olun.
Bizde bu gerçek yaşam hikâyesinin kahramanlarını tanıdığımız için çok büyük mutluluk duyduk asıl siz sağ olun.
 
RIDVAN BİLGE SERTEL

 

Giriş Paneli
Kullanıcı :
Şifre :
Hatırla : Üye Ol

Anket
Veritabanında Anket Bulunamadı!

VEFAT

SOSYAL MEDYADA BİZ


Ilgaz Muhtarları

 


Haberler.com


ilgaz dagi ılgaz gezilecek yerler ilgaz mountain resort fiyat ılgaz türküsü ılgaz anadolu ılgaz ne demek ılgaz otelleri ılgaz anlamı ılgaz kastamonu ılgaz dağı milli parkı ılgaz dağı otelleri ılgaz dağı şarkısı ilgaz dağı millî parkı ılgaz dağı gezilecek yerler ılgaz dağı hakkında bilgi ılgaz dağı tüneli ılgaz dağı harita çankırı merkezde gezilecek yerler ılgaz görülecek yerler çankırı tarihi yerleri ve doğal güzellikleri çankırı yemek yenecek yerler ilgaz türkiye çankırının tarihi yerleri kısaca kurşunlu türkiye çankırı türkiye ılgaz türküsü sözleri ılgaz türküsü notaları ılgaz anadolu şarkısı indir ılgaz anadolunun sen yüce bir dağısın şarkısı ılgaz anadolunun sen yüce bir dağısın şarkısı dinle ılgaz anadolunun sen yüce bir dağısın pepe ılgaz anadolunun sen yüce bir dağısın mp3 ılgaz anadolunun sen yüce bir dağısın indir ılgaz anadolunun sen yüce bir dağısın notaları ılgaz anadolunun sen yüce bir dağısın sözleri ılgaz anadolunun sen yüce bir dağısın şarkısı ılgaz anadolunun sen yüce bir dağısın pepe ılgaz anadolu şarkısı indir ılgaz anadolunun sen yüce bir dağısın indir ılgaz anadolunun sen yüce bir dağısın şarkısı dinle ılgaz anadolunun sen yüce bir dağısın karaoke    www.altinkumlife.com

Powered by Pordus.Com © 2008 - 2018 Pordus Team
5/23/2018 7:56:12 AM